Yaşar Tunagür Hocaefendi

Onun yaptığı o coşkun konuşmalar, o güne kadar duyduğum en içten ve en samimi konuşmalardı. Hutbelerinde muhakkak sahabeden örnekler verirdi. Ben zaten sahabe aşığı idim. Bu da beni onu dinlemeye koşturan sebeplerden biriydi.

  • @YasarTunagur

  • Kategoriler

  • Güncelliğini yitirmiş bazı konular kaldırılmaktadır (Ücetsiz site olmasından dolayı kısıtlama yapılıyor) anlayışınız için çok teşekkürler
    Sitemizdeki linkleri veya Videoları açamayanlar Dns lerini 208.67.222.222 208.67.222.220 Yapsınlar

Meleklerin pervane olduğu insanlar

Posted by tunagor 07/12/2012

Kişinin amelinin keyfiyet ve durumuna göre meleklerin tahşidatı artar. Bu hususa işaret eden pek çok hadis-i şerif vardır. Bu hadislerde özetle şöyle denilmektedir: “Namazda ilk safta duranların, saflarını sık ve düzgün tutanların ve namazdan sonra tesbihatlarını huşû içinde Allah’a takdim edenlerin, seherlerde kalkıp Allah karşısında el pençe divan duranların etrafında melekler pervaz ederler.” Seherler ki, o vakitlerde Cenab-ı Hakk, rahmetiyle dünya semasına nüzul buyurur. “Yok mu tevbe eden tevbesini kabul edeyim?” (Buhari, Tevhid, 35) diyerek rahmetinin enginliğini vicdanlara duyurur.

Âlem gaflet içinde ve döşek üzerinde geceyi ve ömrünü tüketirken, sen değişik ağırlıkların altından sıyrılarak, her şeyin üstesinden gelmeye çalış ve her zaman Rabb’inin karşısında el pençe divan dur. Kur’an, “Yanlarını yataklardan uzaklaştırır, korkarak ve umarak Rabbilerine dua ederler..” (Secde, 32/16) diyor ve teheccüd namazı kılanları tebrik ve tebcil ediyor.

Berzah azabından kurtuluş

Kat’iyyen bil ki, berzah azabından kurtulmanın bir tek yolu vardır; o da geceyi ihya etmektir. Şayet ölüm ötesi hayatına nur saçmak, ayağın herhangi bir yere takılmadan, kösteklenmeden dümdüz sırat-ı müstakim erbabı olarak burada ve ötede yürümek istiyorsan, gecenin kara zülüfleri üzerine nurlar saçarak hiç olmazsa iki rekât namaz kılmalısın.

Teheccüd vakti, meleklerin nüzul ettiği an olması itibarıyla çok önemlidir. Teheccüd kılan insanın arkasında melekler saf saf olur durur ve onun rikkat kazanmış his dünyasına ilham esintileri üflerler.

İnsan, her anını nurlu yaşamaya alışmalıdır. Nurlu anlar, insanların meleklerle, ruhânilerle sarmaş-dolaş olduğu anlar ve zamanlardır. Böyle anlarda, insanın sağına-soluna bölük bölük melek ve rûhânîler iner ve onu çepeçevre kuşatırlar. Hatta o insan basacak yer bulamaz: Adımını nereye ve hangi noktaya atsa mutlaka bir melek kanadı ona eşlik eder.

Nifaklarından endişe duyarak Allah Resûlü’nün yanına gelen iki şanlı sahabiye Efendimiz’in söyledikleri, bu hakikate parmak basması bakımından oldukça önemlidir. Vak’a şöyle cereyan eder:

Hz. Ebu Bekir, Hz. Hanzala’nın hıçkıra hıçkıra ağladığını görür. Ona niçin ağladığını sorar. Aldığı cevap onu da ağlatır. Zira Hz. Hanzala, özet olarak şöyle demektedir: “Yâ Eba Bekir, Hanzala münafık oldu. Zira ben, Resûl-i Ekrem’in yanında bulunduğum andaki hali, evime döndüğümde bulamıyorum. Allah Resûlü’nün huzurunda bütünüyle iman kesiliyor, ayrılınca ise o hali kaybediyorum. Bana, bu bir nifak alameti gibi geliyor. Ve onun için de ağlıyorum.”

Hz. Ebu Bekir bunları duyunca o da ağlamaya başlar. “Vallahi” der, ‘aynı hal bende de var.’ Beraberce Allah Resulü’ne giderler. Her ikisi de ağlamaktadır. Efendimiz onlara niçin ağladıklarını sorar. Onlar da durumu olduğu gibi Allah Resulü’ne aktarırlar. Bunun üzerine Efendimiz, mealen onlara şu cevabı verir: “Eğer her zaman benim yanımda bulunduğunuz hali muhafaza etseydiniz, Allah’a yemin ederim, melekler gelir sizinle musafaha ederlerdi. Siz çarşıda-pazarda hep onlarla içli-dışlı olurdunuz. Ama Yâ Hanzala! Bu işin esası şudur: Bir müddet Rabbe kulluk, bir müddet de dünya için çalışma.. ve dünya için çalışırken de Rabb’i unutmama..’ (Müslim, Tevbe 12,13) İşte bütün mesele burada. Huzurda, Rabb’e kulluğun hakkını verme.. çarşıda-pazarda ve evde de onlara ait hakları gözetme.. Hiçbir zaman istikameti terk etmeme ve daima Cenab-ı Hakk’ın murakabesi altında bulunduğu şuuruyla hareket etmeye çalışma.

Böyle davranılırsa kalb, rikkat ve inceliğini korur. Kalb, rikkatini muhafaza ettiği sürece de, melekler gelir, o insana musafaha etmeye durur. Ne var ki, kalbe rikkat kazandırma ve bu rikkati koruma da ancak geceleri ihya ile olur. Gecelerini ihya edemeyenlerin kalb rikkatini muhafaza etmeleri çok zordur.

İlim yolcusunun talihi

Meleklerle insanlar arasındaki irtibatı anlatan hadislerden biri de şudur: “Kim ilim yoluna sülûk ederse, Allah ona Cennet’e giden yolu kolaylaştırır. Melekler işittikleri şeylerden hoşnut oldukları için kanatlarını ilim talibinin ayakları altına sererler.” (Tirmizi, İlim 19)

Nasıl olur bu? Melekler, ilim yolcularının gelip geçecekleri yollara nasıl kanatlarını sererler? Keyfiyeti bizce meçhul, fakat bilinen bir gerçek var ki o da, sayıları çok az olan bu seçkinler, meleklerce koruma altındadırlar. Çünkü onlar nebîlerin vârisleridir. ‘Allah seni koruyacaktır’ hakikati onlar hakkında da böyle tecellî etmektedir. Allah ve Resûlü, onlardan hoşnut ve razıdır. Böyle olunca da melekler onlardan hoşnut ve razı olmak durumundadır. Bu durum melekler için ayrı bir haz ve ruhani bir zevk kaynağıdır.

Meleklerin insanlara olan bu ta’zimi, sırf Allah içindir. Bu sebeple de onlar yaptıkları bu hizmeti döndüklerinde, Rabbilerine bir armağan, bir hediye gibi takdim ederler. Melekleri, ilim ehline hizmet etmeye sevk eden sırra gelince: Meleklerde sonsuz denecek ölçüde bir ilim ve irfan aşkı vardır. Allah’ı bilmek, O’nu tanımak ve O’nun marifetine ermek, meleklerin yaradılış gayesi ve biricik hedefleridir. Buna vesile oldukları için de onlar, ilim erbabına hep hizmet etmek isterler.

Teheccüd namazı kılan insanın arkasında melekler saf saf olur durur ve onun rikkat kazanmış his dünyasına ilham esintileri üflerler.
Kalbe rikkat kazandırma ancak geceleri ihya ile olur. Gecelerini ihya edemeyenlerin kalb rikkatini muhafaza etmeleri çok zordur.
İlim öğrenme yoluna girene Allah, Cennet’e giden yolu kolaylaştırır. Melekler de kanatlarını ilim talibinin ayakları altına sererler.

İbretli bir rüya

Abdullah b. Ömer (radıyallahu anh) anlatıyor: “Herkes gelir Allah Resûlü’ne rüyasını anlatır, O (sallallahu aleyhi vesellem) da tabir buyururdu. Ben de hep, ‘keşke bir rüya da ben görsem de gelip Allah Resûlü’ne anlatsam’ diye içimden geçirirdim.

Bir gün bir rüya gördüm. Tanımadığım bazı kişiler beni ellerimden tutup zorla bir istikamete doğru sürüklüyorlardı. Beni bu halde sürükleye sürükleye derince bir çukurun yanına kadar getirdiler. Çukur alev alev kaynıyordu. Bana buranın Cehennem olduğunu söylediler. Onlar beni orada tutuyorlardı. Ben de kan revan içinde tir tir titriyordum ki ‘Buraya atılmayacaksın. Senin için tasa ve endişe yoktur’ dediler.”

(Evet, bu rüyayı gören Hz. Ömer’in oğlu Abdullah’tı. Bu, her yönüyle babasıyla atbaşı giden nadide bir insandı.. Düşünün ki, babasından sonra onu, hem de o günün insanları, başlarında halife görmek istiyorlardı. Eğer Hz. Ömer, bizzat buna mani olup ‘Bir evden bir kurban yeter’ demeseydi, belki de ümmet onu halife seçecekti. O, hem bir ilim okyanusu hem de takva ve zühdün zirvesinde bir insandı… İşte bu rüyayı o görüyordu.) Sonra sözlerine şöyle devam etti: “Ben gördüğüm bu rüyayı ablam Hafsa’ya anlattım. O da Efendimiz’e intikal ettirmiş. Allah Resûlü rüyayı dinledikten sonra şöyle buyurmuşlar: ‘İbn-i Ömer ne güzel insandır. Keşke bir de teheccüd kılsaydı!” (Buhari, Teheccüd, 2)

Zira Cehennem şeklinde onun nazarına arz edilen, berzah azabına ait bir tablodur. O tablo ile gösterilen belaya maruz kalmamanın tek yolu ise gecenin teheccüdle aydınlatılmasıdır. İbn-i Ömer diyor ki: “Ben Allah Resûlü’nden bunu duyduktan sonra artık bir defa bile teheccüdü terk etmedim.”

Aynı hassasiyet ifadesini Hz. Ali’den de duyuyoruz. O, şöyle buyuruyor: “Ben Resûl-i Ekrem’den önemli bir dua ile alakalı fermanı duyduktan sonra onu okumayı hiç mi hiç bırakmadım. Bunu duyan yardımcısı soruyor: ‘Sıffîn gecesinde de mi?’ Hz. Ali cevap veriyor: Evet, o gece de terk etmedim.”

Mevlânâ İkbal şöyle diyor: “Allah’a hamd ederim ki onbeş-yirmi sene İngiltere’nin o loş, karanlık, isli ve pis havası altında kalmama rağmen bir tek gece bile teheccüdümü terk etmedim.”

Haftanın duası
Rabb’imiz! Yüce katından öyle bir rida ile biz muhtaç ve müştak kullarını giydir ki, şeytanların ve hep kötülüğü emredip duran nefs-i emmarenin zararlarından emin olabilelim! Maddî-manevî hastalıklarımıza şifa ihsan et.. sinelerimizi paklaştır, gönüllerimizi pür nur eyle.. halimizi salaha erdir; hem öyle erdir ki, içimizde sadece sâlih düşünceler kalsın ve kalblerimiz fâsit bütün mülahazalardan sıyrılsın!..

Sözün özü
Ben yaklaşık 20 yaşımdan beri bir kısım insanlardan sürekli çekiyorum. Takipler, mahkemeler, hapishaneler,… vs. Bu süre içinde bunlardan dolayı ağladığımı hiç hatırlamıyorum ama dost daire içindeki arkadaşlarımızdan, dostlarımızdan ve iyilik ettiğimiz kimselerin muamelelerinden dolayı çok ağladım. Hatta onlardan ağladığım kadar, Allah rızası için ağlayabilseydim, o gözyaşları milletin cennete gitmesine bile yeterdi.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: