Yaşar Tunagür Hocaefendi

Onun yaptığı o coşkun konuşmalar, o güne kadar duyduğum en içten ve en samimi konuşmalardı. Hutbelerinde muhakkak sahabeden örnekler verirdi. Ben zaten sahabe aşığı idim. Bu da beni onu dinlemeye koşturan sebeplerden biriydi.

  • @YasarTunagur

  • Kategoriler

  • Güncelliğini yitirmiş bazı konular kaldırılmaktadır (Ücetsiz site olmasından dolayı kısıtlama yapılıyor) anlayışınız için çok teşekkürler
    Sitemizdeki linkleri veya Videoları açamayanlar Dns lerini 208.67.222.222 208.67.222.220 Yapsınlar

Affetmeme lüksümüz yok

Posted by tunagor 13/11/2012

Bakış açısına ve münasebet şekline göre değişir ama benim için oldukça uzun bir ayrılık oldu. Bu kutlu ocaktan ayrılalı tam 20 gün olmuş. Döndüğümde ne buldum? Gelmeden önce sordum bu soruyu kendime; dolayısıyla gözlem, idrak ve şuur kapılarımı her zamankine nisbetle daha da aralamaya gayret gösterdim. Gerçekten 20 gün öncesi ile 20 gün sonrası arasında gördüğüm, aklettiğim ve tabii ki hissettiğim fark neydi? Yerleşik düzen aynı şekilde devam ediyordu. Teheccüt dahil namaz vakitlerine göre düzenlenmiş günlük yaşam sistemli bir şekilde kendine hayat sahnesinde yer bulmaya devam ederken dersler, sohbetler ve dualar yerli yerindeydi. Zahiri açıdan bir fark yoktu anlaşılan. Ama huzura gelince, tefsir ve fıkıh dersleriyle, mabeyn ve ikindi sohbetleri ile farklı bir derinlik hissettim. Anlatılan şeyler hemen hemen aynıydı. Kur’an’ın tasnif usulünün beşer kelamına döküldüğünde görülebilecek en yüksek noktalardan biri olarak gördüm huzur sohbetlerini. Kapalı kapılar ardında sadece O ve O’nun bulunduğu mekânlarda yapılan ibadetlerin yansıması olsa gerekti huzurda massettiğim şeyler. Sübjektif değerlendirmeler bunlar. Katılanlarınız, tasdik edenleriniz olduğu gibi katılmayanlarınız da olabilir. Hepsinin başımın üstünde yeri var.

Sübjektif değerlendirmeleri bir kenara bırakıp objektife geçelim. Yunus Sûresi okunuyor. “Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.” ayeti ile başladı ders ve devam ediyor: “Onlar iman etmiş ve Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır. Dünya hayatında da ahirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde hiçbir değişme yoktur. İşte bu en büyük başarıdır.” (Yunus, 62-63-64) Elmalılı merhum, sadece mealle geçiştirmiş buraları. Tefsir adına bir şey dememiş. Hocaefendi, Elmalılı’nın usulü adına bazı kısa açıklamalarda bulundu önce, ardından sözü ahir zamanda İslam’ın hakiki manada temsilciliğini yapacak insanların vasıflarına getirdi ve dedi ki: “Ahir zamanda bu işi, hayatını halk ve Hak yörüngesinde sürdüren insanlar yürütecek. Şekilcilik değil, haz, zevk, lezzet değil; ruh yörüngesinde yürüyenler. Oturuşu, kalkışı, duruşu, susması, konuşması her şeyiyle ihsan şuuruna sahip olan insanlar. Bir hadiste denildiği gibi görüldüğünde Allah hatırlanan kişilerdir bunlar.”
Zamanın ruhunu kavramak

Hocaefendi’nin düşünce dünyasını yakından takip edenler bilir. İlk değil bu; ihtimal son da olmayacak. Şimdiye kadar yüzlerce belki de binlerce defa dile getirmiştir bu düşüncelerini Hocaefendi. Notlarıma bir göz gezdirdim, mart ayının son haftasında yerini alan bir günde de demiş aynı şeyleri. Oradaki ifadeleri de şöyle: “Ne eski şeyleri tekrar edip duralım ne de gücümüzün yetmeyeceği büyük büyük iddialarla ortaya çıkalım. İmkânlarımız nisbetinde, realize edebileceğimiz şeyleri yapalım. Bunun için zamanı iyi okumak şarttır. Hadiseleri iyi gözlemlemek ve yorumlamak zorundayız. 40-50 yıl önce yapılan şeyleri sürekli tekrar etme, günümüz için bir mana ifade etmeyebilir. İşte zamanın ruhunu kavrayıp ona göre yapılacakları yapmada en önemli amil…”

Burada keseyim ve tahmininizi sorayım, ne demiş olabilir Hocaefendi? Sebepler planında okumak, gözlemlemek, amatör ruhu kaybetmeden profesyonel bir mantığa sahip olmak vs. Tabii bunların hepsi var ama hangisine öncelik vermiştir. İhtimal çoklarımızın hiç aklına gelmeyen bir şeye. Demiş ki: “… en önemli amil, Allah ile irtibattır. Onun içindir ki bu işi temsil edecek insanların veli olacağına dikkat çeker nice büyükler. Öyleyse dikkatli olmalı; elde edilen zaferler, başarılar karşısında bir iç beğeniye girmemeli. Girilirse hüsran yaşarsınız. Doğrusu şudur; Allah’ın lütuf ve ihsanları arttıkça sizin de O’nunla olan irtibatınız artmalıdır.”

Ahmet Kurucan: Affetmeme lüksümüz yok
Tasrif demiştim yukarıda. Aynı hakikatlerin farklı ifade ve beyanlarla dile getirilmesi. Bakın devamında ne diyor: “Biz artık bazı şeyleri aştık. Bedir’i, Uhud’u, geride bıraktık derseniz Huneyn’de yaşananları hatırlayın. Unutmayın, Hak ile münasebetinizin zayıflığı düşmanlarınızın üzerinize gelmesine vesile olur. Öyleyse inayet serasına sığınmayı zinhar zinhar ihmal etmeyin.” Gördüğünüz gibi maddi sebeplerle hadisenin manevi boyutu yan yana, alt alta, üst üste getirildiğinde bir sıralama yapılması şart. Öncelikler sıralaması diyebilirsiniz buna. İngilizcede çok sık kullanılan bir terim bu: “priority list”, yani öncelikler listesi. Yapılması gerekli olan şeyleri hayata geçirmede zamanlama sıralaması yapma. Ehem, mühim tasnifinde bulunma. Fıkıh usulü literatürü ile kaydedeyim, zaruriyat, haciyat ve tahsiniyat kategorilerini oluşturma. Yusuf Karadavi’nin bir kitabına isim olarak verdiği gibi “Fıkhu’l evveliyat”ı tesbit etme ve ona göre hayat yaşama. Bu zaviyeden bakınca görünen o ki böyle bir listemiz yok ve bu yok bizim adeta tabiatımıza mal olmuş. Aynen şöyle diyor Hocaefendi: “Yanlışlıklar tabiatımıza mal olmuş. Önce bunları fark, ardından terk etmeli. Öncelik, sonralık sıralaması yapmalı. Bakın içkinin, faizin haram kılınış sürecine. Bir metod anlatıyor Kur’an bununla bize.”

Tefsir bitti ve fıkha geçtik. Hac bahsi okunuyor. Hac deyince elbette akla gelen ilk şeylerden birisi; af. Arafat, dua ve af etrafında dönüyor söz. O arınma kurnasını velev ki son defa bile olsa bir kez daha ziyaret edebilir miyim düşüncesi ile hemhal olan mürde gönül, yaşlı gözlerle dinliyor okunan bahsi. Bedenen ders halkasının başında ama ruhen ve hayalen nerelerde olduğunu kestirmek zor olmasa gerek. Bir ara sözü kesti ve dedi ki: “Affetmeme gibi bir lüksümüz yok. Zira af kapısını başkalarına kapayan, kendi hakkında af kapılarını da kapamış olur. Ben bazen acaba diyorum murad-ı İlahi’ye muhalefet mi ediyorum diye düşünüyorum; çünkü herkesin cennete gitmesini arzuluyorum. Cehennem boş kalacakmış bana ne diyorum.” Gerek hak ile irtibat gerekse af ekseninde mesajın verildiğinde şüphe yok da alınıp-alınmadığını, anlaşılıp-anlaşılmadığını bilemiyorum.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: