Yaşar Tunagür Hocaefendi

Onun yaptığı o coşkun konuşmalar, o güne kadar duyduğum en içten ve en samimi konuşmalardı. Hutbelerinde muhakkak sahabeden örnekler verirdi. Ben zaten sahabe aşığı idim. Bu da beni onu dinlemeye koşturan sebeplerden biriydi.

  • @YasarTunagur

  • Kategoriler

  • Güncelliğini yitirmiş bazı konular kaldırılmaktadır (Ücetsiz site olmasından dolayı kısıtlama yapılıyor) anlayışınız için çok teşekkürler
    Sitemizdeki linkleri veya Videoları açamayanlar Dns lerini 208.67.222.222 208.67.222.220 Yapsınlar

A. Turan Alkan Sadeleştirme hakkında düşündüklerim: Lem’alar

Posted by tunagor 06/02/2012


Bilenler farkında fakat büyük çoğunluk, şu esnada çok önemli ve ateşli bir edebî tartışmanın yaşandığından habersiz.

“Derin Türkiye” Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı’ndan Lem’alar’ın sadeleştirilmiş baskısını konuşuyor. Münakaşanın can alıcı noktası, “Risâleler sadeleştirilemez; olduğu gibi muhafaza edilmeli” görüşüdür.

Baştan söyleyim: Bendeniz evvelâ edebî metinlerin sadeleştirilmesine öteden beri muhalifim. İki- Aslında, “İçerden” konuşma salahiyetim de yok, çünkü Nur talebesi değilim. Öyleyse söyleyeceklerimi birinci şık üzerine binâ edeceğim, siz de öyle değerlendiriniz lütfen…

Evet, sadeleştirmeye karşıyım. Hiçbir sadeleştirme (veya tercüme) aslını ikâme edemez ve mânâdan bir şeyler eksiltir; çünkü böylelikle, eserin aslına ve rûhuna temasın fiilen ortadan kalkacağını düşünüyorum. Edebiyat ve tarih yayıncılığımızdaki sadeleştirmeler, genellikle aslının dolaşımdan çekilmesi, buna mukabil suyunun revaç görmesi neticesini doğuruyordu. Son yıllarda asıl metne birebir sâdık tarzda yayınlar çoğaldı; doğrusu da budur zaten.

Bediüzzaman Said Nursi risâlelerinin yüklüklerin, musandıraların en kuytu yerlerinde saklandığı, onlardan ancak imâ ile bahsolunabildiği günleri gördüm; Nurcu tevkifatlarına defalarca şahit oldum. Hamdolsun o günler geride kaldı. Bediüzzaman’ın te’lifatı aslına sadâkatle defalarca yayınlandı; Nur talebeleri bu hususta muazzam emekler ve fedakârlık gösterdiler. Risâleler semeredâr oldu; insanlar, çok dar ve kötü zamanlarda imânı omuzlayan bu eserleri dün olduğu gibi bugün de başlarının üstünde taşıyorlar. Yani Risâleler’in aslı itibariyle görünmez hale getirilmesi, piyasadan çekilmesi gibi bir tehlike yok; buna rağmen talebeleri ve sevenleri, sadeleştirilmiş Lem’alar’ı anlaşılabilir bir mantıkla eleştiriyorlar. Son derece tabiidir ve saygıyla karşılanması gerekir ve esasen onları cerh etmek gibi bir niyetim de yok.

Lâkin mevzû ateşteki kestanedir ve Üstâd’ın hâtırasına duydukları fart-ı muhabbetle yazacaklarımı yanlış anlamaya meyyâl bir kitlenin infiâlini celb etmek gibi sevimsiz bir ihtimâli de görüyorum. Ne var ki, ben de bu meselede -ucundan da olsa- tarafım. Şöyle: Gündelik gailelerine rağmen sadeleştirmeye birkaç seneden beri muazzam emek sarf eden Adnan Kayıhan ve M. İlhan Atılgan’ı yakından tanıyorum; bu gençler Türkçe bilgilerine, zevklerine ve en mühimi Risâle aşklarına kefil olabileceğim pırıl pırıl insanlardır. Yayınından önce metnin bir kısmını taslak halinde görüp incelemek fırsatım da oldu; bu esnada bazı ibârelere verilen karşılıklarda tereddüd ettim, “Şöyle olsaydı daha mı iyi olurdu?” türünden fikir yürütürken gördüm ki sadeleştirme netâmeli bir uğraştır ve dört dörtlük bir sadeleştirme, sadece teorik bir hülyâdır. Böyle düşünmeme rağmen şu hakikati de görüyorum: Eğer günün birinde Risâleler’in sadeleştirmesi gerekirse -ki bence böyle bir ihtiyaç vardır-, bu iki genç adamın Türkçedeki hassasiyet ve ehliyetleri liyâkat derecesindedir.

Nitekim sadeleştirilmiş Lem’alar’ın taze baskısı elime değdiğinde, “Bakalım metin nasıl akıyor, aslı ile sadeleştirilmiş hâli arasında kalite ve anlam kaybı var mı?” merakıyla, özel bir dikkatle okudum. Çok hoşuma gitti, beğendim, “Aferin gençler, Allah emeğinizin mükâfatını versin” diye gıyablarında hüsn-i temennîde bulundum. Velev ki, Bediüzzaman’ın eserleri, Osmanlıcası’ndan ilk defa Latin harfleriyle çevrilseydi sadeleştirmeye öfkelenen zevât arasında ben de bulunurdum ama “El insafu nısf’id-Dîn”; Bediüzzaman sadece talebelerine ve muhiblerine mi hitâb etsin? Ona zihnen ve fikren çok uzakta duran insanların bilgi ve kanaat sahibi olmak hakları yok mudur? Gençlerin, yurtdışındaki vatandaşlarımızın, Bediüzzaman’ın adını çok duymuş olmakla beraber onun eserlerine temas imkânı bulamamışların böyle “Sehil” bir metinden yola çıkmalarında nasıl bir beis olabilir?

Aslı hemen yanı başınızda duruyor; hatta dileyenler için İslâm harfleriyle tertib edilmiş baskılar bile mevcut. Binaenaleyh, yeni bir okuyucu kitlesine ulaşmak için verilen bu emeği hoş görmeseniz bile anlayış ve sabırla telakki etmeniz gerekmez mi efendim? Orijinaliteye sadâkat talebi ne kadar mâkul ve anlaşılır ise, yeni okuyuculara hitab imkânına sabır ve hoşgörü gösterilmesini beklemek, Nur talebelerine çok daha yakışan bir tutum olur diye düşünüyorum nâçizâne.

t.alkan@zaman.com.tr 
http://twitter.com/ahmetturanalkan 

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
%d blogcu bunu beğendi: